Ömer Asım Aksoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ömer Asım Aksoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2013 Pazartesi

İlginç bir hikâye

Aslında -nç eki fiil köklerine geldiği, gelmesi gerektiği için (gül- > gülünç, sev- > sevinç...) ve Türkçede *ilgimek veya *ilgemek diye bir fiil olmadığı için, ilginç kurallı olarak türetilmiş değildir, yani “ben yaptım oldu” usulü uydurulan kelimelerden biridir. Eski Türkçeden beri yaşayan -nç (veya -ç) eki, ‘dokunmak, geçmek, ilişmek, takılmak’ anlamındaki fiil kökü il-’e değil, bundan türetilmiş isim olan ilgi’ye eklenmiştir. Bu yüzden kelime zamanında epey tepki çekmiş, aklı başında bütün dilcilerce Türkçenin morfolojisi bakımından yanlışlığı defalarca yazılıp çizilmiş, yine de tutmuş ve yaygınlaşmıştır.

Ömer Asım Aksoy bu durumu analoji ile açıklıyor (Dil Üzerine Düşünceler Düzeltmeler, Ank.: TDK Yay., 1962, s. 88): Kurala uygun olmayan bir kelime kurala uygun olarak yapılmış bir söze benziyorsa yaşayabilir, diyor. Verdiği örnekse, ‘korkunç’tur. Bu kelimenin kork- fiil köküne -(i)nç eklenerek türetildiği halde, korku’ya -nç eklenmiş gibi göründüğünü, bu benzeşmenin de ilginç’in yaşama gücünü artırdığını öne sürüyor ki bu açıklama bana da ikna edici görünüyor.

Öyle ya da böyle ‘ilginç’ büyük ölçüde tutmuştur. Gerçi Faruk K. Timurtaş, Uydurma Olan ve Olmayan Yeni Kelimeler Sözlüğü’nde (İst., 1979, s. 104) “yanlış ve uydurma” kelimeler arasında saydığı ilginç’i, “şekil veya mânâ bakımından yanlış oldukları halde, fazla yayılmış ve dolayısıyla yerleşmiş olan ‘galat-ı meşhur’ sayılacak kelimeler” arasına almamış, ama o tarihte bile atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmişti gibime geliyor. Bugünse ilginç’i Türkçeden çıkartıp atmanın imkân ve ihtimali olmadığı gibi herhalde artık bunun gereği de yoktur.

Yeni kelimelerin dile yerleşmelerinde karşıladıkları kelimelerin durumu da rol oynuyor olmalı. İlginç’in yerini tuttuğu kelimeler, Frenkçe kökenlisi ‘enteresan’ ve Osmanlıca olan ‘alakabahş’ ile ‘şayan-ı dikkat’, demek ki onunla rekabet edebilecek çekiciliğe, işlekliğe, dil içinde edinilmiş sağlam bir yere sahip değillermiş. (Bugünden bakınca bize kesin olarak öyle gözüküyor ama bu yanıltıcı olabilir.) “Enteresan” açıkçası fazla “monşer işi”, diğerleri fazla ağdalı. “İlgi çekici”, “ilgiye değer” gibi tertemiz Türkçe kullanımlarsa, “Bütün diller tembel ve acelecidir” kuralı gereği insanlara fazla “uzun” geliyor olabilir. Bütün bunların üstüne, kaçamak konuşma, net bir değerlendirme yapmadan meseleyi geçiştirme eğilimimizle bu kelimeyi pek fazla dillendiriyor olmamızın yol açtığı kullanım sıklığı da eklenince kelimenin dile yerleşme süreci hızlanmış olabilir.

Peki ama kontesi kim öptü?

Ö. A. Aksoy, yukarıda değindiğim notuna “Rahmetli Ataç’ın ‘enteresan, şayan-ı dikkat (ilgi çeken)’ karşılığı olarak kullandığı ‘ilginç’ sözcüğü, gençler arasında epey yayıldı” diye başlamış. Nevnihal Bayar da, Açıklamalı Yeni Kelimeler Sözlüğü’nde (Ank.: Akçağ, 2006, s. 161) kaynak göstermeden, Ataç’ın ilginç kelimesini kendisinin bulduğunu söylediğini yazmış. Oysa Ataç ‘intéressant’ karşılığı ilinç’i (< il- + -inç) önermiş ve kullanmıştır. Yılmaz Çolpan’ın Ataç’ın Sözcükleri’nde (TDK, 1963, s. 57) sadece bu ilinç var. Çolpan orada 1955 tarihli bir örnek cümle vermiş. Gerçekten de Mayıs 1957’de ölen Ataç, ölmeden bir iki ay önce Günce’sine yazdığı tarihsiz bir notta da ilinç’i kullanmış (Günce 1956-1957, YKY, s. 240): “... birini bile pek öyle ilinç bulmadım.” 1956’da kaleme alınmış bir başka notta yine ilinç kullanılmış (s. 145). N. Bayar aynı çalışmasında kelimenin ilk kez TDK Türkçe Sözlük’ün 1966 tarihli basımında (Ataç’ın ölümünden 9 yıl sonra) yer aldığını yazmış. Nişanyan ise 1955 tarihli basımda bulunduğunu yazıyor. Bakmadım ama büyük ihtimalle Nişanyan haklıdır.

6 Mart 2009’da bu konuyu yazarken, Ö. A. Aksoy’a güvenerek kelimenin Ataç’ın “tilcik”lerinden olduğunu belirtmişim. Anlaşılan, adamcağızın günahını almışım. Ataç ilmek fiilinden -nç ekiyle gayet kurallı olarak ilinç’i üretmiş. Ancak Ataç’ın onca uydurma “tilcik”ine karşılık, kesinlikle kurallı bu türetmesi tutmamış, G. Lewis’in deyişiyle dilbilim açısından bir ucube olan ilginç onun yerini almıştır.

Son olarak TDK’nın 30’ların ortalarında aynı anlamda ilgen’i önerdiğini ama onun da tutmadığını ekleyelim. İlmek fiilinin günümüzde yaygın kullanılmaması, “ilgen”, “ilinç” gibi türetmeleri anlaşılmaz kılıyor. Oysa ilginç’in ‘ilgi’ bağlantısı çok açık.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Ataç'ın ep'iyle kuyuya inmek!

Merak buyurmayın, başlıkta hata yok; varsa da bana ait değil! Ep, Nurullah Ataç’ın bir hatalı okuma ve yanlış anlama sonucu ‘sebep’in özbeöz Türkçesi sanarak dolaşıma soktuğu ve sonuna kadar da kullandığı bir “tilcik”, tam anlamıyla bir “hayalet kelime”.

Ep, Ataç’ın en talihsiz önerilerinden biridir. “Dil devrimi”ne bir şekilde iman etmiş olan Nurullah Ataç, kendi türettikleri ya da birçok durumda türetiyorum sanıp da düpedüz uydurdukları dışındaki kelimeleri, kendi deyişiyle “tilcik”leri, Tarama Sözlüğü öncesinde çıkarılan Tarama Dergisi ya da Divanü Lügati’t-Türk ve benzeri dil yadigârlarında bulunan unutulmuş kelimeler, hatta bazen sesçe ve anlamca başkalaşmış halde dilde yaşayan kelimelerin arkaik formları (tilcik’teki ‘til’ > ‘dil’ de böyledir) ya da Derleme Sözlüğü’nden önce yayımlanan Söz Derleme Dergisi’nde yer alan Anadolu ağızlarında kullanılan kelimeler arasından seçiyordu. Kötü ünlü ep’i de Tarama Dergisi’nde ‘sebep’ karşılığıyla görmüştü. Aksilik şu ki, hem eski metinleri tarayanlar yanlış okumuş, hem de Ataç sebep'i yanlış anlamıştı.

Arapçada sebep’in, Türkçedeki anlamı dışında bir anlamı da ‘ip, urgan, çadır ipi’dir. Ömer Asım Aksoy ve Geoffrey Levis’e göre kelimenin asıl, yani tarihi bakımdan ilk anlamı budur. Bizim kullandığımız ‘bir şeyin olmasına veya belli bir durumda kalmasına yol açan şey, neden’ anlamı, ip’in ‘bir nesneye ulaşma, çadırı ayakta tutma aracı’ olmasıyla ilgilidir. 1934’te basılan Tarama Dergisi için taranan eski Arapça-Türkçe sözlüklerde sebep için öncelikle ‘ip, urgan’ karşılığı verilmiş ve kelime kiminde elif + be (pe) ile, bazılarında elif + ye + be (pe) ile yazılmış. Eski metinleri tarayanlar bu kelimeleri ‘ip’ diye okuyacak yerde ‘ep’ ve ‘eyp’ diye okumuşlar ve belli ki ciddi bir redaksiyondan geçmeyen dergide bu iki şekil de basılmış. Sebebin Arapçadaki anlamını bilmeyen ve/veya bu hayalet biçimleri sorgulama gereği duymayan Ataç ep’i ‘neden’ anlamıyla sebebin Türkçesi sanmış ve yazılarında kullanmaya başlamış. Bir iki örnek:

“Durul (devlet) diye bir kişi mi vardır? O mu yapıyor tilcikleri? Yooo! Birkaç kişi var, o işle uğraşıyorlar, onların buldukları tilcikler de öne sürülüyor. Bunların içinde şu, ya bu eple (sebeple) beğenmediklerin varsa söylersin, sen başka bir tilcik öne sürersin.” (N. Ataç, Diyelim, İst.: Can Yay., 2000, s. 39)

“[Beğenilmeyen yapıtın] Anlaşılmamıştır değeri, yeniliği yüzünden anlaşılmamıştır, yargılayanların yetersizliği yüzünden anlaşılmamıştır, daha ne bileyim? bin bir eple (sebeple) anlaşılmamıştır. Olabilir, hepsi olabilir.” (N. Ataç, Günce 1956-1957, İst.: YKY Yay., 2000, s. 166)
Ataç ep’ten ‘sebep olmak’ anlamıyla eplemek diye bir de fiil üretmiş ve yeri geldikçe kullanmıştır.

Bu ep hikâyesi, G. Lewis’in Türkçeye “trajik başarı” diye çevrilen kitabının adında "catastrophic success" diye nitelediği “dil devrimi”nin ibretlik hadiselerindendir.

Birkaç not


► Ep meselesini daha önce (10 Mayıs 2009) kısa bir not halinde, “Ep” başlığıyla yazmıştım. Bu sefer tümüyle yeniden kaleme alındı, ilkine göre uzadı, örnekler, kaynaklar ve bu bölümdeki notlar eklendi.

► Asıl kaynağımız “dil devrimi”nin yılmaz savunucusu Ömer Asım Aksoy’un Dil Gerçeği (Ank.: TDK Yay., 1982, s. 65) adlı kitabı. G. Lewis de kitabında ep vakasını kısaca özetlemiş: Trajik Başarı: Türk Dil Reformu, İst.: Paradigma, 2007, s. 117-118 [The Turkish Language Reform: A Catastrophic Success, Oxford, 2000]. Türkçe baskının künyesinde "Kitabın Özgün Adı" yazılırken de bu catastrophic sıfatı her nedense hasır altı edilmiş.

► Yukarıdaki ilk örnek cümlemizde geçen durul’u ‘devlet’ karşılığı önerirken Ataç muhtemelen Fransızca  état 'devlet' kelimesinin aynı zamanda ‘durum, kondisyon’ anlamına gelmesini göz önünde tutmuştur. Yani bir tür çeviri ödünçleme (calque) denemesi olan öneriye neyse ki pek kimse yüz vermemiştir.

► Ataç ‘kelime’ karşılığı tilcik’i önerirken dilcik’in dilde yerleşmiş anlamları (bızır vd...) olduğu için kelime kökünün /t/ > /d/ gelişmesiyle çoktan aşılmış arkaik biçimini kullanmaya kalkışmıştır. Dinozorları yeniden üretmeye benzeyen bu zorlama, tin gibi benzer bazı öneriler dilde kendilerine az çok yer edinirken, neyse ki tutunamamış, Melih Cevdet Anday’ın Ataç’ın şablonunu tekrarlayarak türettiği ‘sözcük’ tilcik’i yerinden etmiştir. Hasan Eren, Ataç’ın sağlığında Türkçe Sözlük’te kerhen tutulan kelimenin ölümünden sonra yapılan ilk baskıda TDK'nın amiral gemisinden çıkarıldığını anlatır.

► Yılmaz Çolpan’ın Ataç’ın Sözcükleri (tilcikleri olmalıydı!) adlı kitabından (Ank.: TDK Yay., 1963) öğrendiğimize göre, Ataç sebep karşılığı uç ve yüz “tilcik”lerini de kullanmış (s. 96 ve 116). Tahmin etmek zor değil: İlki için < uçun’un uç’u (yine bir dinozor!), diğeri de yüzünden’in yüz’ü. Örnek cümleler tahmin edileceği üzere içler acısı.

► Ömer Asım Aksoy, bu hadiseyi anlattığı yerde şöyle demiş: “Görülüyor ki Araplar, ‘ip’ ve ‘neden (sebep)’ kavramlarını aynı sözcükle belirtmeyi doğal bulmuşlardır. Oysa özleştirme akımının başladığı zamanlarda birisi çıkıp da ‘sebep’ yerine ‘ip’ diyelim, önerisinde bulunsaydı kıyamet kopardı. Şimdi de öyle ya!” Pes! Dilin yüzlerce yıllık gelişimi içinde, kelimelerin "kapsama alanları" arasında edebiyatıyla, bilimiyle, kültürüyle, sanatıyla, gündelik kullanımıyla, başka diller ve kültürlerle etkileşimiyle oluşan gelişmelerle gıdım gıdım gerçekleşen anlam kaymalarını tümüyle uyduruk, keyfi, mesnetsiz kelime imalatını aklamak için kullanacaksak neler neler olmaz ki? G. Lewis'in deyişiyle katastrofik sonuçlara yol açan da bu anlayıştır zaten. Gerçekten bu kadar pervasızlık karşısında insanın nutku tutuluyor. Aslında birileri bu zihniyetle, “durul” gücünü arkalarına alarak Türkçeye yalın kılıç ve körlemesine saldırıya geçmiş olmasaydı, böyle bir öneride bulunan kişiye herkes deli der, geçerdi. Ama Ataç’ın yukarıdaki alıntıda ilk bakışta ima edilir gibi görülenin aksine, iktidar bu kavgada kesinlikle tarafsız değildi. Aslında Ataç da bunu söylüyor. Beğenmiyorsanız yenisini uydurun ya da susun! Herkes yeni kelime uydurmakta özgürdür! Söylenen, söylenmekten öte dayatılan şey budur, çünkü diğer yollar resmen kapatılmıştır. Bu yüzden de aslında kıyamet kopması gerekirdi ama tek parti döneminin koşullarında o da pek olamadı. Tek tük cılız karşı çıkışlar bile “kıyamet” olarak değerlendirildiğine göre, varın gerisini siz düşünün.