Tahsin Yücel, kendi deyişiyle, “yurdumuzda bölücülüğün kötü bir çıban gibi uç verdiği ve kimi çevrelerden sinsice destek gördüğü bir dönemde” Attilâ İlhan’ın nasıl “bölücülük” yaptığını tam bir “sayın muhbir vatandaş” sorumluluk bilinci içinde darbeci paşalara hatırlatır, hem de tepeden tırnağa ırkçı bir dille. “Bugün [evet, o gün!], ulusçuluk anlayışı öne çıkarıldıktan [özne?] sonra, ‘tek yurt, tek halk, tek dil’ ilkesini savunuyor” diye tutarsızlığını yakaladığı Attilâ İlhan’ı, partiler kapatılmışken [özne?] “bütün ulusa mal olmuş bir devrimin [duy da inanma!] ‘siyasal bir partinin sloganı’ olduğunu ileri sürerek yapışılacak yakalardan söz ediyor” diye, yavuz hırsız misali, suçlamaktan da geri kalmıyor. Bu arada, Attilâ İlhan’ın tam bir ‘Beyaz Türk’ edasıyla Arap yerine ‘Fellah’ deyişine ve ‘şerefimiz’ olan şeyin, yani Kürdün Kürtçe, Lazın Lazca, “Fellah”ın Arapça konuşmasının aynı zamanda ve her nasılsa ‘suçumuz’ olduğunu ekleyişindeki kıvraklığa dikkatinizi çekerim.
İşte “çağcıl” (“ulusalcı” diye okuyun) Türk aydınının seviyesini, seciyesini, cibilliyetini ve daha daha nelerini açık eden sıradan ve öylesine denk gelen birkaç satır:
«Attilâ İlhan, yazısının sonunda, “Dilin kemiği yoktur derler ya, yalan!” diye kesip atıyor, ama görüşünü kendisi için de geçerli saymak kolay görünmüyor. Öyle ya, bundan tam on yıl önce, yani yurdumuzda bölücülüğün kötü bir çıban gibi uç verdiği ve kimi çevrelerden sinsice destek gördüğü bir dönemde, Hangi Batı adlı kitabında, o her zamanki çok bilmiş autodidacte ağzıyla, “Din birliği, dil birliği, cart curt, falan filan... Yok efendim yok. Eğer Kürt kürtçe, Laz lazca, Fellah arapça konuşuyorsa, bu bizim hem şerefimiz hem suçumuz”, diye yazıyor, kimi Batı ülkelerinde başlayan küçük soy dillerini öne çıkarma eğilimini parlak bir örnek gibi göstererek Türk Dil Kurumu’nu bundan ders almaya çağırıyordu; bugün, ulusçuluk anlayışı öne çıkarıldıktan sonra, “tek yurt, tek halk, tek dil” ilkesini savunuyor; gene bugün, siyasal partiler kapatıldıktan sonra, bütün ulusa mal olmuş bir devrimin “siyasal bir partinin sloganı” olduğunu ileri sürerek yapışılacak yakalardan sözediyor.Tahsin Yücel, Tartışmalar, İst.:YKY, 1993, s. 78-79
Bu “kemiksiz dil”, bu dans adımları, bir süre için bir autodidacte’ı bir televizyon yıldızına dönüştürebilir, ama ne Atatürk’ün düşüncelerini ters yüz etmeye yeter, ne Atatürk devrimlerini yolundan saptırmaya.»
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder