7 Mart 2014 Cuma

Žižek Aşısı

“Derridana” marazına karşı geliştirilmiş bir aşı olduğu rivayet olunsa da, meramım o değil. Felsefe âleminin Elvis’i her ne kadar bana Bastır Viking’deki Korkunç Hägar tipini hatırlatan barbarca bir eda ile ortalıkta dolanıyor olsa bile, bu aşının Doktor’un (Kıvılcımlı) hani o ünlü “barbar aşısı”yla da ilgisi yok. Kimileri ilk günden “Hah, işte budur!” demekte bir sakınca görmemiş ve kendinden bir an evvel “Ne Yapmalı?”nın güncel versiyonunun beklemeye koyulmuş da olsalar ben hiç öyle düşünmedim, düşünmüyorum. Açıkçası üstadı –“ancak” demek ayıp olur, “daha çok” diyelim– eğlenceli buluyorum. Keyif alarak (bazen mazoşistçe bir keyif olduğunu itiraf etmeliyim!) okuyup bitirdikten sonra çoğu kez, gerçekten abartmıyorum, birçok kez, Cem Yılmaz şovu izleyip gülmekten helak olma eşiğini kıl payı atlattıktan sonra ayıkmışım gibi, kendi kendime, “Eyi de agam biz bu pohu niye yedik?” diye sorarken buluyorum. Hâsıl-ı kelam, böyle bir aşı geliştirilebilse bile derde derman olup, sadra şifa vereceğini pek sanmıyorum doğrusu. Bir Žižek’le bahar gelmez, hele bu devirden sonra hiç gelmez! Öyleyse bin Žižek açsın, bin fikir yarışsın! En doğrusu budur. Zaten Žižek de biz yolunu kaybetmişlere “kurtuluş yolu”nu yeniden göstersin diye ağzının içine bakanlara lafını esirgemeden basıyor kalayı. Ne de olsa –doğruya doğru– delikanlı adam! (Bir itiraf daha: Kendini tekrar edip dursa da, çoğu kere programlanmış “metin üreteci” gibi hazır şablonlar kullanarak sayfalar dolusu döktürse de, birçok durumda kulağını inadına tersten göstererek okurla dalga geçtiği hissini uyandırmaktan çekinmese de, kırk hikâyesi de ahlat üzerine bu zeki adamı okumaktan kendimi alamıyorum. İnsanların bazı kötü alışkanlıkları da olmalı değil mi?)

Neyse, felsefe yapmaya kalkışacak filan değilim. Yukarıda yapar gibi göründüysem, kimse kusura bakmasın, öyle bir niyetim yoktu. Sadece küçük, gerçekten (sinek gibi) küçücük bir okuma notu paylaşmak istiyordum; çenem düştü, lafı uzattım, hepsi o kadar.

Bu gün fark ettim, üstat ya da belki (metnin İngilizce versiyonunu görmediğim için sırf Žižek’in günahını almayayım) Türkçe çevirmeni, yayıncısı, düzeltmeni, varsa redaktörü, belki de hepsi birden, bakteri (mikrop) ile virüsün farkını bilmiyor.

Değişik bir versiyonu daha önce “The Thing From Inner Space” başlığıyla yayımlanmış olan kısa metnin çevirisinde (Slavoj Žižek, Tarkovski: İçsel Uzamdan Gelen Şey, çev. Mehmet Öznur, İst.: Encore, Şubat 2014, s. 25, dn. 4) şöyle bir ifade geçiyor:

“… aynı zamanda artan bir şekilde görünmez küçük, mikroorganizmalar (bütün antibiyotiklere dirençli olan yeni virüsler gibi) düzeyinde beliren bir tehdit olarak kötüyü yaşıyoruz.”

Žižek’e (ve/veya yayıncılarına) kötü haber: İnanmayacaksınız ama virüsler, hem de eskisiyle yenisiyle tüm virüsler, ne yazık ki bütün antibiyotiklere dirençlidir. Umurlarında bile olmaz! Malum, antibiyotikleri bakterilere (onların muzır olanlarına “mikrop” diyoruz) karşı kullanırız. Virüslere karşı ise aşı ile vücudun direncini artırırız, artırmaya çalışırız, tabii gerekli aşıyı geliştirebilmişsek…

Bundan gerisini (virüsle bakteri farkını vs) herkes her yerden öğrenebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder